Marilyn Monroe: Yaşamı ve Stili

20. yüzyılın en çekici kadını Marilyn Monroe’nun stiline bakmadan önce yaşamına biraz göz atalım. Güzelliğiyle gözlerimizi kamaştıran bu kadının stili gibi hayatı da ilginç ve farklı. 1 Haziran 1926’da Norma Jean Baker adıyla dünyaya gelen bu güzel kızın ne annesi ne de babası doğumundan sonra yanında değildi. İkisini de hiç tanımadan bir yetimhanede büyüyen bu ikonik kadın 16 yaşında bir evlilik yapmıştı. 4 yıl süren bu evliliğin ardından boşanan Norma Jean, önce modellik yapmaya başladı. Sonra da onu tanıdığımız Marilyn Monroe’ya dönüştü. Güzelliği ve çekiciliğiyle tarihe damgasını vuran bu genç kadının hayatı asıl şimdi başlıyordu fakat kendisi bundan habersizdi. İki başarısız sinema filmi macerasının ardından tarzının değişmesi bu zamana denk geliyordu. Saçlarını ve adını bu süre zarfında değiştirip bambaşka bir imaja bürünmüştü. Bedeniyle beraber ruhunu da yenilemek istemiştir belki de kim bilir? 

Güzelliği ve seksi görüntüsüyle dikkatleri çeken Marilyn aslında çok başarılı bir oyuncu olmak için gece gündüz çalışıyordu.

Monroe’nun aşk hayatına tekrar dönersek ikinci evliliğini Arthur Miller ile yapan genç kadının bu beraberliğinden hamile olduğunu öğrenmesi uzun sürmez. Maalesef ki dış gebelik olduğu anlaşılan hamileliğinin sonu kötü biter. Bir film seti gecesinde otelinde ağır dozda sakinleştirici almasıyla hayata gözlerini yumar dünyanın gözde kadını. Marilyn Monroe’nun ismi her daim güzelliği ve tutkusuyla anılmaya devam edecektir. 3 başarısız evlilik ve birçok sinema filmini ardında bırakarak hayata gözlerini yuman bu yıldızın büyük bir isme dönüşmesinin sırrı nedir? Tarzının hala konuşulmasının sebebi nedir? 

Herkesin gördüğü Marilyn’den ‘o kadın’ diye bahsederek aslında hayatının oyunculuğunu çoktan gerçekleştirdiğini göstermişti.

Marilyn Monroe’nun vazgeçemediği renkler kırmızı, bej ve siyah gibi tonlardır. Vazgeçemediği kırmızı rujundan da bunu anlamak zor değil.

Bazen setlerde başarısız olduğunu düşünerek anksiyete krizleri geçiren Marilyn’in en büyük destekçisi oyuncu koçu Paula Strasberg’tir.

* Derin dekolteli kıyafetlerden ve kalem eteklerden ölene dek vazgeçmedi.

* Kareli, çiçekli ve baskılı parçalar Monroe’nun gözdesi olmayı hep korudu.

* Narin taçlarla şıklığını her daim tamamladı.

* Günlük ve spor görünümler yaratırken şık olmayı da ihmal etmedi. Boğazlı trikolar ile yüksek belli pantolonlarla şıklığını korudu. 

* Dar ve küçük üst parçaların altına yüksek belli etekler kullanmaktan hiç vazgeçmedi, kıvrımlarını ortaya çıkartmayı her daim severdi bu ikonik kadın. 

*  Çekici ve şık olan bu kadınla bütünleşen bir parça da şüphesiz ki beyaz kürk şallardı. 

* Kamera önünde ve arkasında kullanmayı sevdiği parçalardan biri ise kedi gözü gözlüğüydü. Bu gözlüğü çok iyi taşıdığını söylemek isterim, bakışlarıyla uyum halinde adeta. 

Sürpriz: Monroe’nun eşsiz parçalarını Bloomingdale’s dükkanına ve ayakkabı tasarımları da Salvatore Ferrragoma’ya aittir 🙂 

Rüya gibi gülümsemesi bile her zaman şık olması için yeterli olan bu güzel kadını dünyamız unutmayacaktır.

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir